Gökköy'ün kokusu üzerimden gitmeden hemen yazmak istemedim, zira bu konunun duygusallığı, satırlarıma hakim olur, düşüncelerimi yönlendirir diye. Bilemiyorum yazmak için biraz beklemem bu etkiyi ne derece azalttı, okuyun kararı siz verin.
Giderek artan bir ivmeyle, daha iyi bir yaşam beklentisi ve istemiyle terkettiğimiz topraklarımız, dile kolay 20 yıldır bıkmadan, usanmadan, planlı, programlı, eğlenceli, özlem giderici, hicranları vuslata dönüştüren „şenliklere“ ev sahipliği yapıyor, yapmaya devam ediyor, Gökköyümüz… Birileri farkında olmasa da.
Zaman zaman yılgınlığa düşürecek derecedeki acımasız eleştirilere, bedensel ve beyinsel yorgunluklara, kimilerinin vurdumduymazlıklarına, aldırmazlıklarına, hatta açıkça baltalamalarına karşın dimdik ayakta; umutsuzluğu umuda çevirerek, yalnızlığı birlikteliğe dönüştürerek, paylaşmayı ve dayanışmayı, karışıp kaynaşmayı önde tutarak, özünden uzaklaşmadan, „kalabalık“ toplama kolaylığına sapmadan, zira kalabalıkta, yine ve yeni "yalnızlık"lara yolaçmadan, amacından uzaklaşmadan yapılıyor „şenliğimiz“, böyle yapılmaya da devam edilmelidir… Bu çorbada tuzu olan herkese yürekten teşekkürler, emekleriniz zayii olmasın, emeklerinize sağlık "isimsiz" dostlar...
Bu „şenlik“ bir araçtır. Neyin aracı mı ? Gökköylünün, Gökköy dostlarının biraraya getirilmesinin, böylece hem bireysel „özlem“ in giderilmesinin hem de toplumsal „dayanışmanın ve paylaşımın“ gerçekleşmesinin bir aracıdır… Bu amaca ulaşılıyor olması dışında beklentileri olanların kimi „hayal kırıklığı“(!) yaşamalarını anlamak zor değil. Zira onların „hep aynı şeyler yapılıyor“ şeklindeki klişeleşmiş sözleri, bu şenlikte ne umdukları ne bekledikleri ne görmek istedikleriyle alakalı olsa gerek, yoksa Şenliğin başarısız ve tekrardan ibaret olması düşüncesiyle değildir. Çünkü bu düşünceyi dile getirenlerin, dişe dokunur tek bir „öneri“ getirmiyor olmaları da dikkate değerdir. Şenliğin, dışarıdan gözlemleyebilen, herkesin görebileceği gibi amacına ulaştığı bir gerçektir. Öyle olmasa pekçok il ve ilçenin devlet ve belediye olanaklarıyla düzenlediği festivallerden yıllar önce başlamış ve hâlâ devam ediyor olmazdı.
Şenlik sadece bir eğlence platformu gibi gözükse de, eğlenirken, bir yandan da kopan bağları onarma, araya giren dağları ortadan kaldırma, sorunlara çözüm arama işlevini de beraberinde getirmektedir. Bunu en son örneğini son iki şenlik sonrası yapılan „ Gökköy Sorunlarını Tartışma Toplantısı“yla, eğlence platformu, düşünce platformuna önayak olmuştur. Bundan sonraki aşama bu düşüncelerin amaca uygun bir biçimde hayata geçirilmesi olacaktır. Bu da yine Gökköylünün kendi emek ve çabalarıyla olacaktır. Bu emek ve çabayı görmezden gelenlere, hatta Gökköy’e niye geliyorsunuz diyebilen aymazlara kulak asmadan, ciddiye almadan, onlara inat gerçekleştirmeliyiz… Zira „Orada bir köy var uzakta / gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür“ diyen bir duyarsızlığa düşemeyiz. Orada bir köy var uzakta da olsa „gitmeliyiz ve görmeliyiz“ , hem de o köye borcumuz ödemeliyiz…
Uzun zamandır gündemde olan Gökköy Kültür Evi projesi son toplantıyla somutlaştırıldı. Yapılacak yer konusundaki görüş ayrılıkları giderildi. Bundan böyle duyarlı her Gökköylü bu projeye kendi olanakları doğrultusunda destek vermelidir. Şahsen bu projeye pekçok insanımızın gönülden destek vereceğini biliyor ve gözlemliyorum. Önemli olan onları harekete geçirecek önderlik ve önayak olma görevini üstelenecek insanların olmasıdır.
Bunun için, bu görev için ise, yüreğinde, beyninde, bedeninde Gökköy’ün izlerini taşıyanlara, ayağında tozunu ve toprağını, gönül bahçesinde çiçeğini, yaprağını, düşünce dünyasında Gökköylünün o kültür mayasını barındıranlara görev düşüyor. Bu görev „imece“ yapmaktır. Bu gereklidir ve zorunludur. İmece, dayanışmadır, kaynaşmadır, omuz omuza, sırt sırta vermektir, paylaşmaktır. Bu ise „bir olma, iri olma, diri olma“ demektir. Bir olmaya, iri olmayan, bu ortamda maalesef „diri“ olamıyor, oluyorsa da „kendisi“ olamıyor…
Bir kez daha yineleyelim ki bu „ Hadi gel köyümüze geri dönelim“, çağrısı değil, „ Özümüze dönelim, özümüzü görelim“ çabasıdır…